|
Osman Göker / Medcezir Hatıralar 1 |
|
Yunus PEKTAŞ’ın yazdığı Medcezir Hatıralar adlı oyunu iki defa seyrettim, bir defa okudum. Medcezir Hatıralar “duygu-akıl” didişmesi üzerine kurulmuş. Her ikisini de dengede tutmanın her ikisini de yerli yerince kullanmanın gerektiği üzerinde durulmuş. Verilmek istenen ana fikir bu. Sanat eserleri, insanın kendiyle toplumuyla veya tabiatla mücadelesinden bir yön içerir. İnsanın dramı da, trajedisi de, komedisi de akıl ile duygusunun çatışmasından doğar. Medcezir Hatıralar kısa, felsefi ve psikolojik boyutları olan bir oyun. Ana, baba ve toplum şefkati görmeden büyümüş, bu yüzden yıllarca hapiste yatmış iki katil; toplumdan, iyi insanlardan intikam alma peşindeler. Hapisten çıktıktan sonra birlikte bir cinayet işlerler. Bu cinayeti masum bir insana yüklemek isterler. Ancak bu arzularını gerçekleştiremezler. Katilerden birisi paradan başka güç ve değer taşımayan birisi tarafından öldürülür. Diğeri de bu cinayeti üstlenir cezaevine döner. Bu suçu üstlenme olayı paragöz katilin kimlik değişimine sebep olur. Paradan daha önemli değerlerin olduğunu anlar. Oyunun ikinci bölümü,, bu kişilik değişimi etrafında dönüyor. Oyunda kurgusal eksilikler var. Odanın ortasında boylu boyunca yatan bir ceset etrafından gerilim uzun tutulduğundan, gerilim atmosferi hemen dağılıyor. Karakterler kendi kişilikleriyle değil yazarın kişiliğiyle konuşuyor. Modern tiyatro tekniği bakımından bu bir kusur… Necip Fazıl’ın “Bir Adam Yaratmak” piyesindeki gibi, akıl, duygu, ölüm, hayat, yalan, gerçek, zaman (geçmiş gelecek ve yaşanmakta olan an) kavramları irdeleniyor. Bu yapılırken “geçmiş iyi ki geçmiş” sözü insanı elektrik gibi çarpıyor. Yine Üstadın “Reis Bey”inde olduğu gibi “suç ve ceza”, “sağduyu ve vicdan” kavramaları da yardımcı motif olarak tartışılıyor. Necip Fazıl; hem Sorbon Üniversitesi’nde hem de İstanbul Üniversitesi’nde felsefe tahsil etmiş. Güçlü bir felsefi temeli olan bir yazar. Yunus PEKTAŞ daha hukuk ikinci sınıf öğrencisi… Dramaturg eğitimi de yok. PEKTAŞ dev konuları omuzlamaya yeltenmiş. Konuları şöyle bir silkelemiş, göğsüne kadar kaldırmış, orada kalmış. “Sefer” ve “Fikret” tiplemeleri John STEINBECK’in Fareler ve İnsanlar’ındaki George ve Lennie’sini hatırlatıyor. Biri aklın sembolü diğeri duygunun. Hayatta tabii ki duygusal olanların mağlubiyeti kaçınılmaz. Sefer de Lennie gibi masum… İşlemediği cinayeti üstlenmek zorunda olmadığı halde cinayeti üstleniyor. Oyundaki kişilerin adları da felsefe ile ilgili: Fikret “düşünce”, Necati “kurtuluş”, Salih “barış”, Nedim “dostluk”, Kamil “olgunluk”, Sefer “gidip gelme” ile ilgili kavramlar. Bu adlar bizi yazarın bilinçaltına götürüyor. Kahramanlar hayat üzerine düşünce üretmeyi seviyorlar. Kişiliklerine uysa da uymasa da felsefe yapıyorlar. Kişiler kendi kültür ve toplum düzeylerine göre konuşmuyorlar, fazla terim biliyorlar. Oyundaki kişilik değişimleri sebep-sonuç ilişkileri kurulabilecek oluşumlar içinde verilmiş. Kişilik değişimleri ile ilgili metafizik sebepler gösterilmiş. Bu oyunda Anadolu (Bozkır), gencinin gerçeği arayışını, gerçeklere duyduğu özlemi görüyorum. Yazar bir taraftan da ahlak ve erdem adına toplum sözcülüğüne soyunuyor. Konusuna bir sanatçı duyarlılığından çok bir filozof mantığı ile yaklaşıyor. Oyunda trajik ve komik unsurlar dengeli. Şişirme ve uydurma oluşumlar yok. Oyunda dil ihmalleri ve ufak tefek dil kusurları olmasına rağmen dil yönünden başarılı. |

|
24 Eylül 2005 |
